Dönemin aydınlarının fikrî reisi olan Namık Kemal Sultan II. Abdülhamid'in ifâdesiyle, "zamansız hürriyet" fikirlerinden dolayı, önce Midilli ve sonra Rodos mutasarrıflığına tayin edildi. OSMANLI TARİHİ’ ni, bu görevde iken yazmaya başladı. Bu kitabın giriş bölümü olarak kaleme aldığı ve padişaha sunduğu ROMA TARİHİ Abdülhamid tarafından sakıncalı görülüp yasaklanınca çok üzüldü . Kısa fakat çileli ve ızdıraplı hayatı 2 Ocak 1888'de sona erdi . Osmanlı Târihi, ancak 1908'de 4 cilt hâlinde yayınlandı.
Namık Kemal, mevcut yönetime epey sert muhalefet etse de çok samîmî bir Osmanlı idi. Türk târihine ciddî alâka duyan ilk Tanzimat edibidir. Günümüz târihçilik anlayışına çok yakın, "ekol" kabul edilebilecek bir tarz ortaya koymuştur. Osmanlı Târihi'ni kaleme alırken kaynak olarak müracaat ettiği Türk ve Batı târihçilerinin çalışmaları ve kronikleri arasında "mukayese yapma" metodunu kullanarak gerçeği bulmaya çalışan ilk Türk târihçisi Namık Kemal'dir dense yanlış olmaz.
Yorumlar:"Târih, geçmişten geleceği haber verir. Târih, zâhirde bir hikâyeden ibaret.. fakat hakikatte ilimlerin en önde gelenidir; ve hükûmetlerin en büyük yardımcılarındandır. Hakikatte bir milletin târihi bilinmezse yaşaması, ilerlemesi için gerekli olan âmillerin varlığı nereden öğrenilecek?" Namık Kemal
"İnsanlık için târih hayat öğretmenidir. Târih, insanlığın her hâlinden bahsettiğine göre, onun
öğrenilmesi terbiyenin en lüzumlu şartıdır."
Çiçero
"İnsan için milletini hakkıyle sevmek bile târihini bilmekle olur."
Guizot
NİSAN 2005
ISBN 975-6316-48-9 496 Sh
Fiyatı: 21.00 TL ;
Dönemin aydınlarının ,;fikrî reisi olan Namık Kemal Sultan II. Abdülhamid'in ifâdesiyle, "zamansız hürriyet" fikirlerinden dolayı, önce Midilli ve sonra Rodos mutasarrıflığına tayin edildi. OSMANLI TARİHİ'ni, bu görevde iken yazmaya başladı. Bu kitabın giriş bölümü olarak kaleme aldığı ve padişaha sunduğu ROMA TARİHİ Abdülhamid tarafından sakıncalı görülüp yasaklanınca çok üzüldü . Kısa fakat çileli ve ızdıraplı hayatı 2 Ocak 1888'de sona erdi . Osmanlı Târihi, ancak 1908'de 4 cilt hâlinde yayınlandı.
Namık Kemal, mevcut yönetime epey sert muhalefet etse de çok samîmî bir Osmanlı idi. Türk târihine ciddî alâka duyan ilk Tanzimat edibidir. Günümüz târihçilik anlayışına çok yakın, "ekol" kabul edilebilecek bir tarz ortaya koymuştur. Osmanlı Târihi'ni kaleme alırken kaynak olarak müracaat ettiği Türk ve Batı târihçilerinin çalışmaları ve kronikleri arasında "mukayese yapma" metodunu kullanarak gerçeği bulmaya çalışan ilk Türk târihçisi Namık Kemal'dir dense yanlış olmaz.
Yorumlar:"Târih, geçmişten geleceği haber verir. Târih, zâhirde bir hikâyeden ibaret.. fakat hakikatte ilimlerin en önde gelenidir; ve hükûmetlerin en büyük yardımcılarındandır. Hakikatte bir milletin târihi bilinmezse yaşaması, ilerlemesi için gerekli olan âmillerin varlığı nereden öğrenilecek?"
Namık Kemal
"İnsanlık için târih hayat öğretmenidir. Târih, insanlığın her hâlinden bahsettiğine göre, onun
öğrenilmesi terbiyenin en lüzumlu şartıdır."
Çiçero
"İnsan için milletini hakkıyle sevmek bile târihini bilmekle olur."
Guizot
NİSAN 2005
ISBN 975-6316-47-0 592 Sh
Fiyatı: 25.00 TL ;
Lamartine (1790 – 1869) Fransız İhtilali’nden bir yıl sonra Macon’da doğdu ve ailesiyle birlikte mütevazı bir hayat yaşadı. Gençlik yıllarında İtalya’ya gitti. Hıristiyanlık dininde karşılaştığı tezatlar dininden soğumasına, uzaklaşmasına ve felsefi bir akıma kapılmasına sebep oldu. Lamartine, ilk şiir derlemesiyle ün kazanmasına ve genç romantik kuşak tarafından üstad ilan edilmesine rağmen, tercihini siyasi alanda kullandı.
1854 yılında yayımlanan bu eser Fransa’nın yetiştirdiği en iyi şair ve düz yazı ustalarından birinin kaleminden çıkmış olup Osmanlı tarihi sâdece kronolojik olaylar, antlaşma maddeleri ile dolu bir anlatımdan ziyâde bir roman gibi yazılmıştır. Bir başka deyişle Osmanlı-Türk tarihini tarihi bir roman gibi bir solukta okuyacaksınız. Ayrıca, yazarın çok iyi eğitim almış, Fransa Dışişleri Bakanlığı’na kadar uzanan siyasî kariyeri dikkate alındığında, eser içinde olaylara bağlı olarak, sık sık siyasî ve felsefî yorumlarından da yararlanacaksınız. “Fâtih ırklar nâdiren çıktıkları yerlere dönerler” diyen yazar Batı Türklerinin artık son vatanlarında kesin olarak kalacaklarını vurgulamakta, “Osmanlıların elindeki İslâmiyet inanmak ve itaat altına almaktan başka bir şey bilmezken, Hıristiyanlık yaptığı fetihlerde eritme ve hükmetmeyi uyguluyordu” derken Osmanlı fütuhatı ile Avrupalıların işgâllerinde yatan temel felsefeyi de tarafsızlıkla açıklamaktadır.
Başta Fransızlar olmak üzere Avrupalılara hitap ederken, inançlı bir Katolik olmasına rağmen tarafsızlığını korumasını bilmiş ve bugünlere de ders olabilecek yorumlarda bulunmuştur. “Türkler dostumuzdur, Müslümanlar ise hâtıralarımızın eski düşmanlarıdır.” sözü günümüzde Avrupa ile olan münasebetlerimizi ne kadar güzel açıklamaktadır!
Bu arada Osmanlılarda görülen zaafları da gayet açık bir dille açıklamakta, hepimiz için ibret dolu sahneleri hatırlamaktadır; meselâ “…hür düşüncenin hâkim olduğu ülkelerde sebepsiz bir kusur olan düşüncelerini saklama, keyfî yönetime sahip ülkelerde bir fazilet olmaktadır.” ve “ ... Hıristiyan Batı ile İslâm Doğu arasındaki mücadelede dünyaya şekil veren şey savaş değil çalışma olmuştur…” derken, sonuçların sebeplerini araştırmadan alınan ve çoğu zaman Devleti gerilemeye iten yanlış kararların ve tutumların kökünü ne kadar doğru açıklamaktadır.
Neticede, Lamartine’nin Osmanlı Tarihi’ni okurken sâdece Osmanlı fütuhatını, Padişahların ve Sadrâzamların hikâyesini değil Bizans’tan Aksak Timur’un Orta Asya’daki saraylarına, İran Şahlarının Taht mücadelelerinden, Mısır’daki Mehmet Ali Paşa’ya, Yanya muhafızı Tepedelenli Ali Paşa’nın entrikalarından Rus Çariçesi II.Katerina’nın hayat hikâyesine kadar tarihimizle ilgili kişiler ve devletlerin de hikâyelerini okuma imkânına kavuşacaksınız.
Yorumlar:
EYLÜL 2005
ISBN 975-6316-54-3 416 Sh
Fiyatı: 21.00 TL ;
Lamartine (1790 – 1869) Fransız İhtilali’nden bir yıl sonra Macon’da doğdu ve ailesiyle birlikte mütevazı bir hayat yaşadı. Gençlik yıllarında İtalya’ya gitti. Hıristiyanlık dininde karşılaştığı tezatlar dininden soğumasına, uzaklaşmasına ve felsefi bir akıma kapılmasına sebep oldu. Lamartine, ilk şiir derlemesiyle ün kazanmasına ve genç romantik kuşak tarafından üstad ilan edilmesine rağmen, tercihini siyasi alanda kullandı.
1854 yılında yayımlanan bu eser Fransa’nın yetiştirdiği en iyi şair ve düz yazı ustalarından birinin kaleminden çıkmış olup Osmanlı tarihi sâdece kronolojik olaylar, antlaşma maddeleri ile dolu bir anlatımdan ziyâde bir roman gibi yazılmıştır. Bir başka deyişle Osmanlı-Türk tarihini tarihi bir roman gibi bir solukta okuyacaksınız. Ayrıca, yazarın çok iyi eğitim almış, Fransa Dışişleri Bakanlığı’na kadar uzanan siyasî kariyeri dikkate alındığında, eser içinde olaylara bağlı olarak, sık sık siyasî ve felsefî yorumlarından da yararlanacaksınız. “Fâtih ırklar nâdiren çıktıkları yerlere dönerler” diyen yazar Batı Türklerinin artık son vatanlarında kesin olarak kalacaklarını vurgulamakta, “Osmanlıların elindeki İslâmiyet inanmak ve itaat altına almaktan başka bir şey bilmezken, Hıristiyanlık yaptığı fetihlerde eritme ve hükmetmeyi uyguluyordu” derken Osmanlı fütuhatı ile Avrupalıların işgâllerinde yatan temel felsefeyi de tarafsızlıkla açıklamaktadır.
Başta Fransızlar olmak üzere Avrupalılara hitap ederken, inançlı bir Katolik olmasına rağmen tarafsızlığını korumasını bilmiş ve bugünlere de ders olabilecek yorumlarda bulunmuştur. “Türkler dostumuzdur, Müslümanlar ise hâtıralarımızın eski düşmanlarıdır.” sözü günümüzde Avrupa ile olan münasebetlerimizi ne kadar güzel açıklamaktadır!
Bu arada Osmanlılarda görülen zaafları da gayet açık bir dille açıklamakta, hepimiz için ibret dolu sahneleri hatırlamaktadır; meselâ “…hür düşüncenin hâkim olduğu ülkelerde sebepsiz bir kusur olan düşüncelerini saklama, keyfî yönetime sahip ülkelerde bir fazilet olmaktadır.” ve “ ... Hıristiyan Batı ile İslâm Doğu arasındaki mücadelede dünyaya şekil veren şey savaş değil çalışma olmuştur…” derken, sonuçların sebeplerini araştırmadan alınan ve çoğu zaman Devleti gerilemeye iten yanlış kararların ve tutumların kökünü ne kadar doğru açıklamaktadır.
Neticede, Lamartine’nin Osmanlı Tarihi’ni okurken sâdece Osmanlı fütuhatını, Padişahların ve Sadrâzamların hikâyesini değil Bizans’tan Aksak Timur’un Orta Asya’daki saraylarına, İran Şahlarının Taht mücadelelerinden, Mısır’daki Mehmet Ali Paşa’ya, Yanya muhafızı Tepedelenli Ali Paşa’nın entrikalarından Rus Çariçesi II.Katerina’nın hayat hikâyesine kadar tarihimizle ilgili kişiler ve devletlerin de hikâyelerini okuma imkânına kavuşacaksınız
Yorumlar:
EYLÜL 2005
ISBN 975-6316-52-7 432 Sh
Fiyatı: 21.00 TL ;
Lamartine (1790 ; 1869) Fransız İhtilali;nden bir yıl sonra Macon;da doğdu ve ailesiyle birlikte mütevazı bir hayat yaşadı. Gençlik yıllarında İtalya;ya gitti. Hıristiyanlık dininde karşılaştığı tezatlar dininden soğumasına, uzaklaşmasına ve felsefi bir akıma kapılmasına sebep oldu. Lamartine, ilk şiir derlemesiyle ün kazanmasına ve genç romantik kuşak tarafından üstad ilan edilmesine rağmen, tercihini siyasi alanda kullandı.
1854 yılında yayımlanan bu eser Fransa;nın yetiştirdiği en iyi şair ve düz yazı ustalarından birinin kaleminden çıkmış olup Osmanlı tarihi sâdece kronolojik olaylar, antlaşma maddeleri ile dolu bir anlatımdan ziyâde bir roman gibi yazılmıştır. Bir başka deyişle Osmanlı-Türk tarihini tarihi bir roman gibi bir solukta okuyacaksınız. Ayrıca, yazarın çok iyi eğitim almış, Fransa Dışişleri Bakanlığı;na kadar uzanan siyasî kariyeri dikkate alındığında, eser içinde olaylara bağlı olarak, sık sık siyasî ve felsefî yorumlarından da yararlanacaksınız. Fâtih ırklar nâdiren çıktıkları yerlere dönerler; diyen yazar Batı Türklerinin artık son vatanlarında kesin olarak kalacaklarını vurgulamakta, Osmanlıların elindeki İslâmiyet inanmak ve itaat altına almaktan başka bir şey bilmezken, Hıristiyanlık yaptığı fetihlerde eritme ve hükmetmeyi uyguluyordu; derken Osmanlı fütuhatı ile Avrupalıların işgâllerinde yatan temel felsefeyi de tarafsızlıkla açıklamaktadır.
Başta Fransızlar olmak üzere Avrupalılara hitap ederken, inançlı bir Katolik olmasına rağmen tarafsızlığını korumasını bilmiş ve bugünlere de ders olabilecek yorumlarda bulunmuştur. Türkler dostumuzdur, Müslümanlar ise hâtıralarımızın eski düşmanlarıdır. sözü günümüzde Avrupa ile olan münasebetlerimizi ne kadar güzel açıklamaktadır!
Bu arada Osmanlılarda görülen zaafları da gayet açık bir dille açıklamakta, hepimiz için ibret dolu sahneleri hatırlamaktadır; meselâ hür düşüncenin hâkim olduğu ülkelerde sebepsiz bir kusur olan düşüncelerini saklama, keyfî yönetime sahip ülkelerde bir fazilet olmaktadır. ve ... Hıristiyan Batı ile İslâm Doğu arasındaki mücadelede dünyaya şekil veren şey savaş değil çalışma olmuştur. derken, sonuçların sebeplerini araştırmadan alınan ve çoğu zaman Devleti gerilemeye iten yanlış kararların ve tutumların kökünü ne kadar doğru açıklamaktadır.
Neticede, Lamartine;nin Osmanlı Tarihini okurken sâdece Osmanlı fütuhatını, Padişahların ve Sadrâzamların hikâyesini değil Bizans'tan Aksak Timur'un Orta Asya'daki saraylarına, İran Şahlarının Taht mücadelelerinden, Mısır'daki Mehmet Ali Paşa'ya, Yanya muhafızı Tepedelenli Ali Paşa'nın entrikalarından Rus Çariçesi II.Katerina'nın hayat hikâyesine kadar tarihimizle ilgili kişiler ve devletlerin de hikâyelerini okuma imkânına kavuşacaksınız.
Yorumlar:
EYLÜL 2005
ISBN 975-6316-53-5 560 Sh
Fiyatı: 25.00 TL ;
“İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu Medeniyeti Osmanlı medeniyetini ve başkentini başlıca yönleriyle anlatan bir eser. Lewis, Konstantinopolis’in 1453’te fethedilişini ve 1556’dan itibaren Türk tarihini kısaca özetledikten sonra saltanatı, yönetici grupları, sarayı ve saray görevlilerini, ulemayı, derviş tarikatlarını, Osmanlı nesrini ve şiirini anlatıyor.”
—Middle East Journal
“Bu eser, büyüleyici İstanbul şehri ve İslam dönemi tarihine çok değerli bir katkı sağlıyor.
Lewis, Türk idaresi altındaki Konstantinopolis’in şaşaalı ama aynı zamanda çürümekte olan
siyasi, sosyal ve kültürel hayatını dikkate değer bir biçimde anlatmış.”
—The Catholic Historical Review
“Osmanlı İmparatorluğu, en güçlü zamanında kültürel anlamda da en üst noktadaydı.
Maalesef, çoğu kişi Batı’da olduğu gibi Doğu’da da entelektüel bir rönesansın vuku
bulduğunu unutmuş görünüyor. Neyse ki Lewis bize bunu hatırlatmış.”
—The Historian
Yorumlar:
EKİM 2006
ISBN 975-6316-97-7 176 Sh
Fiyatı: 12.00 TL ;
LA GUERRE MONDIALE ET LA QUESTION TURCO-ARMENIENNE
Bu kitabın yazarı Ahmed Rüstem Bey, Osmanlı diplomatlarındandır. 1862'de Midilli'de doğmuş ve 1935'te Avrupa'da ölmüştür. Babası Osmanlı hizmetlerine giren Bilinski adında bir Polonyalıdır ve Müslüman olup Sadeddin Nihad Paşa adını almıştır. Midilli'de babasının memuriyeti esnasında doğmuş olan Ahmmed Rüstem Bey 1882'den başlayarak Hariciye Nezaretinde önemli görevlerde bulundu. Bu arada, Osmanlı devleti adına ABD'de ikinci katiplik ve maslahatgüzarlık gibi çeşitli görevler yaptı. Daha sonra Karadağ Prensliği'nin o zamanki baş şehri Cetine'de (1911), sonra Washington'da büyük elçi (1914) oldu. Daha sonra yurda döndü. Sivas Kongresi'ne katılarak Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti temsilciler heyeti üyesi oldu. Son Osmanlı Mebusan Meclisinde Ankara mebusu seçildi ve İstanbul'a gitti. 16 Mart 1920'de Meclis dağılınca tekrar Ankara'ya döndü. 2 Eylül 1920'de milletvekilliğinden istifa edip Avrupa'ya gitmek üzere, aynı yıl Türkiye'den ayrıldı. Avrupa'daki hayatı hakkında bilgimiz yok. Türkiye hükümetinin kendisine ölünceye kadar maaş bağladığı ve başka bir geliri olmadığı kaynaklarda belirtiliyor.
"İhtirasların ve duyguların son derece ağır bastığı bu meselede, iddia edildiği gibi Türkiye'nin ve Türk halkının suçlu olmadığını isbat etmeyi amaçlayan bu tartışmada kalemimi ne kadar samimi ve inançlı olarak kullandığım konusunda sadece bu savunmanın altına imzamı koymuş olmam bile bana göre yeterli bir ağırlık ve ciddiyet ifade eder, çünkü burada Ermeni komiteleri ve İtilaf devletleriyle ilgili çok acı gerçekleri gözler önüne seriyorum.
Bu eseri bitirirken yazdığım son sözü burada bir kere daha tekrar ederek diyorum ki, bir Osmanlı olarak Türklerle Ermeniler arasındaki bu ayrılıktan büyük bir üzüntü duyuyorum. Halbuki kader onların bir arada ve birlikte yaşamalarını istemişti. Tarihe karşı bu cinayeti işleyenler ve böylece tarihin akışını değiştirenler kendilerine gelmeli ve Ermeniler lanetlerini onlara yöneltmeli ve saklamalıdır."
Yorumlar:
EKİM 2001
ISBN 975-8505-25-X 206 sayfa
Fiyatı: 7.00 TL ;
HAZAR İMPARATORLUĞU VII. - XI. Yüzyıllar Atlı Bir Kavmin Gizemi
Hayretle görüyoruz ki insanlık tarihinin hâlâ gizli bölgeleri, karanlık dönemleri, gizemleri var. En son gündeme gelen de Hazarların gizemi.
Peki, kimdi bu meşhur Hazarlar?
Nereden gelmişlerdi?
V. yy.da, Orta Asya bozkırlarında yaşayan çeşitli Türk kavimleri, sürekli hırpaladıkları Çinlilerin baskısıyla düzenli olarak Orta Asya'nın içlerinden Batı'ya bir çığ gibi aktılar. Ural'ı geçip bugünkü Ukrayna'ya kadar Volga ovalarına yayılan bu kavimlerin arasında diğerlerinden daha hızlı ve daha organize olan ve kısa sürede çevresine egemen olacak ve adını bugünkü Hazar Denizi'ne verecek olan Hazarlardı.
Hazar Denizi ile Karadeniz, Volga ile Kafkaslar arasında uzanan, ticaret yollarının kavşağında ve üç büyük dinin etki alanında büyük bir imparatorluk kurdular.
740'ta bütün dünyayı hayrete düşürerek Yahudiliği kabul ettiler.
Peki, ama neden hakim dinler olan Hıristiyanlık ya da İslamiyet değil de Yahudiliği seçtiler? Neden üç asır sonra tamamen ortadan kayboldular? Neden bunca zaman unutuldular? Ve Arthur Koestler, Marek Halter ve daha pek çok uzmanın bu konuya bu kadar ilgi duymalarının nedeni ne? İşte elinizdeki eser, Rusya uzmanlarının katkılarıyla bu sorulara cevap aramaya çalışıyor.
Romanya'da tahsil görmek üzere aile ocağından ayrılan Macaristanlı György II. Murat'ın Macaristan seferinde Osmanlı ordusunun eline esir düşer. Yıl 1438'dir. Osmanlı'nın, kendi deyimiyle "Dünyevî Zevkler Bahçesinde" ömrünün yirmi beş yılını geçiren György bu süre içerisinde defalarca alınıp satılır ama nihayetinde özgürlüğüne kavuşur. Macaristanlı György'nin evine döndükten sonra başından geçenler hakkında Dominiken Tarikatı'na katılması ve Roma'da Papa IV. Sixtus'un hizmetinde tercüman olarak çalışmış olması dışında pek bir bilgi yoktur.
György'nin Türklerin geri dönüp kendisini yeniden tutsak etmelerinden korkan yaşlı bir adam olarak kaleme aldığı bu eser tek başına bir otobiyografi, bir tutsaklık öyküsü ya da Türkler üzerine sistemli bir inceleme değildir; aslında hepsinden bir parça barındırır içinde. György Türklerin olağanüstü başarılarının altında yatan nedenleri çarpıtmak, erdemlerini aşağılamak için büyük çaba gösterse de onu tutsak edenlere hayranlık duymaktan da alamaz kendini. Batı'nın Türklere yönelik bu duygu karmaşasına kitaba ilişkin TÜRK KORKUSU makalesinde tarihçi Michel Balivet de değinir: Türklerden korkulur çünkü yüzyıllardır bileklerini bükebilen olmamıştır. Türklere imrenilir çünkü Türkler yaşam biçimleriyle; ince ve narin, "gelişmiş" uygarlıklarıyla Hıristiyan Uygarlıklardan çok daha ileridedirler. György Osmanlı aynasını, yozlaşıp yoldan çıkan Hıristiyan toplumunu eleştirmek için kullanır. Batının günahlarından arınması gerektiğini düşünür, ona göre acımasız Türkler de onların günahlarından arınması için gönderilmiştir; kıyamet kapıdadır ve Türkler de Deccal'ın hizmetindedir.
Yüzyıllardır Türklerle ilgili korku ve hayranlık duyguları arasında gidip gelen Batı'nın bu gelgitli ruh hali, beş yüz seneyi aşkın bir süre önce yaşamış olan György'nin şahsında ete kemiğe bürünüyor, onun aynı gelgitlerle dolu duygu dünyası Batı'nın gözündeki bugünkü Türk imajının gelişim seyrine dair çok önemli ipuçları veriyor.
Yorumlar:
KASIM 2009
ISBN 978-605-5715-85-8 Karton Kapak, Sayfa: 160,Ebat: 13,5 x 21,5
Fiyatı: 12.00 TL ;
ORTA ÇAĞLARDA DOĞU ve GÜNEYDOĞU ANADOLU (Tarihi Arka Plan ve XIII-XIV. Yüzyıl Moğol Hâkimiyeti)
Bu kitapta öncelikle Orta Çağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun idarî taksimatı ve geleneği ile kimliği üzerinde durulmaktadır. Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'sunun Kürdistan kavramı etrafındaki spekülasyonlara dahil edilmesinin tarihî ve coğrafî açıdan mümkün olup olmadığı da sorgulanmaktadır. Böylece tarihte Kürdistan denilen coğrafyanın neresi olduğu da anlaşılmaktadır. Bugün tarihî bir geçmiş elde etmek ya da inşa etmek adına bazı isimlere yüklenen çağdaş etnik değerlerin bu kelimelerin geçmişte farklı özellikler taşımalarından dolayı tarihî gerçeklerle uyuşmadığını birçok başkalarında olduğu gibi Kürt ve Kürdistan gibi tanımlamalarda da göreceğiz.
İkinci olarak, XIII-XIV. yüzyıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Moğol istilası ve hakimiyeti ile Diyarbekir eyaletindeki Sutaylılar hanedanı üzerinde durulacaktır. Bu Moğol topluluklarına ne oldu? Sosyolojik bir hadise olarak, İç ve Batı Anadolu'ya gelen Moğol toplulukları nasıl Türkleşmişlerse Doğu ve Güneydoğu’da kalanlar Kürtleşmişlerdir. Buna bağlı olarak, Anadolu'ya yığılan Türk-Moğol topluluklarının; yer, aşiret, boy adlarında ve mimarî eserlerdeki Moğol unsurları ile Anadolu etnolojisinde Moğol tesirlerinin Türkiye mirası üzerindeki katkılarına da ışık tutmaktadır.
Yorumlar:
OCAK 2010
ISBN 978-605-5715-49-6 Karton Kapak, Sayfa: 280, Ebat: 13,5 x 21,5
Fiyatı: 15.00 TL ;
Kanije, Türk tarihinin şanlı sayfaları arasında kale savunmasında gösterilen üstün gayretle öne çıkmıştır. Özellikle Tiryaki Hasan Paşa'nın zor durumlarda bulduğu çözüm yolları casus romanlarına konu olacak niteliktedir. Hatta Namık Kemal'in romancılığı göz önüne alınınca okuyucu zaman zaman yaşanan olayları roman kurmacası bile zannedebilir. Türk askeri bu savaşta hem yiğitlikleri hem de zekâlarıyla göze çarpmaktadır.
Kanije adı her Türk okuyucusunun hafızasında bir şekilde yer etmiştir. Namık Kemal'in bu eserini okuyarak Kanije savunmasının bütün canlılığını yaşayacak ve akıncıların üstün gayretine şahit olacaksınız.
Yorumlar:
ŞUBAT 2010
ISBN 978-605-5715-75-5 Karton Kapak, Sayfa: 104, Ebat: 13,5x19,5
Fiyatı: 7.50 TL ;