ORHAN VELİ Orhan Veli’nin ölümüyle benim doğumum arasında dört yıla yakın bir zaman var. Kısacası, ne görmem mümkündü ne de daha sonrası.Bununla birlikte öyle yakın öyle yakın durur ki bana hayali.İyi bildiğim, iyi tanıdığım bir akrabam gibi. Yalanım varsa gözlerim kör olsun: Bu son yılların Galata Köprüsü üzerine de dikilir Orhan Veli, keyifle seyreder hepimizi. Bir eski İstanbul vardır o sıralarda bir eski İstanbul, seyretmelere doyum olmaz.Gün olur, bir ada . . .
Devamını Oku >>
ABBAS SAYAR(’I NASIL GÖREMEDİK?) Aslında Abbas Sayar’ı yalnızca bir kez de olsa gördüm ve dinledim. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Bölümündeki öğrencilik yıllarımda, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nda. 1970’li yılların ortaları olmalı. Konu, sanıyorum yapıtlarından birinin artalanı (background’ı) idi. Sakin sakin anlatıyordu: Kurmaca değildi o romanı, o insanlar yanından yöre-sinden insanlardı. Sözgelimi o ihtiyar köylü… Bir iki yıl sonra da bi . . .
Devamını Oku >>
“Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Akıncısı” Zaptiye Ahmet, vefatından 50 yıl sonra hatırlandı. Dursun Gürlek’in hazırladığı eserde fikir, kültür ve sanat adamları, aziz dostlarını anlatıyor. Bazı kahramanlar vardır ki aradan yarım asır sonra da olsa hatırlanır, rahmetle anılır ve hatıraları yeni nesillere aktarılır. Zaptiye Ahmet ismini uzun zamandan beri bilhassa merhum Mehmed Niyazi, rahmetli Mehmed Şevket Eygi ve Üstün İnanç gibi Marmaratör ağabeylerimizin sohbetl . . .
Devamını Oku >>
CEMAL SÜREYA Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki bazı öğrenci olaylarından sonra Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındık. Kızlı erkekli yüz elliden fazlayız. Herhalde ikinci günün sonundaydı, bizi Mamak Ceza ve Tutukevine kapattılar. Yedinci günde de mahkeme, tutuksuz yargılanmak üzere hepimizi özgür bıraktı. O kısacık, hepi topu bir haftalık sürede neleri özlemiyor ki insan? Belki ceza ve tutukevinde Nâzım Hikmet, Pablo Neruda üzerine sohbetlerimizin de . . .
Devamını Oku >>
EDİP CANSEVER Övünmek gibi olmasın, Edip Cansever’in eski okurlarındanım. Edindiğim ilk kitabı, 1974 basımı “Sonrası Kalır” olmalı...O kitabını da sonrakileri de öyle sevdim ki Ankara’dan İstanbul’a bir geldiğimde koca Kapalıçarşı’yı alt üst ettim; antikacı dükkânını bulacağım da -uzaktan da olsa- göreceğim. Kim bilir bir cesaret bulur, yanına bile gidebilirim. Heyhat! Efendim, eskidendi o, dükkânın yerinde artık yeller esiyor. Hayır, olmadı; dükkân yerinde de . . .
Devamını Oku >>
İsveç’e Bak Osmanlı’yı Gör!İsveçliler "Biz yoksa Türk müyüz?" şüphesine düşmüştü bir ara. Benim kafamdan da "Onlar Türkse biz neyiz?" sorusu geçti. Çünkü eğer biz Türksek İsveçliler kesinlikle Türk değil. Bu çelişkiden kurtulayım istedim. Geçmişe, tarihimize dönmek, zorunda kaldım.Norveç, kuzeyli resmi soğukluğuna ve zenginliğin müstağniliğine sahipti. Yabancıları görmüyormuş gibi bakıyorlar. Tarafsız ve nötr. Ancak İsveç, demokrat, hoşgörülü, kozmopolit bir ülke. H . . .
Devamını Oku >>
SABAHATTİN KUDRET AKSAL Sabahattin Kudret Aksal’ın daha da eski bir okuruyum.İlk olarak Varlık Yayınlarından “Duru Gök” kitabını edindiğimi adım gibi biliyorum. Ya 1969 ya da 1970’te, Niğde’de...Yüz yüze gelmemse 1983 ya da 1984 baharında. Yağmurlu bir bahar gününde...O gün heyecandan usuma gelmediyse de sonraları kitaplarını imzalattım. Sözgelimi “Zamanlar”, nedense 1984 ve 1991 yıllarında olmak üzere iki kez imzalattığım “Eşik”, “Geçmişle Gelecek”... Belki da . . .
Devamını Oku >>
NECATİ MERT’İN “EKMEK ARASI” İSİMLİ HİKÂYESİNİN SOSYAL-GERÇEKLİKBAĞLAMINDA TAHLİLİ Necati Mert, Heceöykü dergisinin 48.sayısında yayınladığı “Ekmek Arası” isimli hikâyesinde taşrada yaşayan genç, evli, içe kapanık bir kadının gözünden sosyal hayat manzaraları, kadın-erkek ilişkileri, aile yaşantısı, sosyal yaşantı içerisindeki taşralı kadının yabancılaşması gibi konuları anlatmaktadır. Ben anlatıcı bakış açısıyla yazılmış olan hikâye, katlı bir halk pazarında b . . .
Devamını Oku >>
MELİH CEVDET ANDAY Melih Cevdet Anday’ın da eski okurlarından sayılırım. Sayılırım ya, yapıtlarındaki onca derinliğin ne kadarını kavrayabildim, o ayrı bir konu...Ya okurluğum bitti mi? O da ayrı bir konu...Cesarete bakın, daha doğrusu “Teknenin Ölümü”nü yeni okumanın ve deliler gibi sev-menin verdiği cesarete bakın: Ankara’dan İstanbul’a geldiğim yılların birinde (1976, 1978?) ad-resini nereden buldumsa, Anadolu yakasında bir yerlerde evini aradım, kolayca da . . .
Devamını Oku >>
BIÇAK“İnsanlar korkusuz doğar. Korku zorla öğretilir!”  Mahalleyi ikiye bölen büyük sulama kanalının alt tarafında öğleden sonra kıyamet koptu. Kalabalıkta bağıranlar çağıranlar kaçışanlar, birbirini kovalayanlar. Bu hengâmenin içinde bir bekçi elinde silahla birkaç kişinin ardından ateş ediyordu. Kanalın üst tarafında çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı toplanmış açık hava sinemasındaymış gibi korku içinde olanları seyretmişti. Olayın hemen ardından eski . . .
Devamını Oku >>
İSKELEDE Kimse yıllarca görmemiş, kimse farkına varmamış, orada, iskelenin girişinin hemen sağ köşesinde unutulmuştu sanki. Sadece bu da değil; unutanlar onu orada unuttuklarını da unutmuşlardı. Ayaklar akıyordu hemen önünden; birbirine iltifat eden, telefonla konuşan, konuşurken karşısından gelene son anda çarpmamak için ani bir gerdan kıvırışla savuşup giden, içinden öyküler akan, yüzlerine sirke dökülmüş hareketli ölüler geçiyordu… Çömelmiş olduğu o köşeden . . .
Devamını Oku >>
CAN YÜCEL Bugün de öyle midir bilmem, biz 1970’li yılların Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin ilerici öğrencilerinin birbirini bulduğu yerlerden biri de, Zafer Pasajıydı. Hem Ankara’nın en gözde kitabevleri de buradaydı. Kızılay yönündeki üst kapıdan indiğinizde sağlı sollu, sanıyorum on – on iki dükkân bir aradaydı.   Yine bir ikindi vakti, baktım ki sol sıradaki dükkânların ikincisinde Can Yücel (“Can Baba” unvanı o sıralar sanırım yoktu) kitapların . . .
Devamını Oku >>
DÜNYA İLE ANLAŞMAK MÜMKÜN MÜ?  Dünya ile ilişkileriniz nasıl diye sorsak herhalde çoğu insandan iniltilere varan sızlanışlar işitiriz. Dünya ile geçinemez çok insan. Aradaki problem, insanın talepleriyle dünyanın karakterinin birbiriyle çelişmesidir. Üstelik çelişki çok derindir. Mutlu olmak dünya ile uzlaşmaktır bir bakıma, onunla bir sözleşmeden çıkmaktır. Peki, dünya ile uzlaşmak mümkün müdür? Dünyanın sizi çağırdığı yerleri denetlemek şartıyla mümkün o . . .
Devamını Oku >>
VEDAT GÜNYOL Ankara’dan geldiğimde de giderdim Vedat Günyol’a, İstanbul’a geldikten sonra da... İstanbul’a geldikten sonra doğallıkla daha sık...Bostancı’nın sonlarında, yanılmıyorsam Gurup Apartmanı'ndaki bir zemin katta oturuyordu o yıllarda. Salonda, demiryolu hattını gören pencerenin önündeki, belki dede belki baba yadigârı kocaman, orası burası kurt yeniği ceviz (?) masasında olurdu Vedat Günyol. Okuma – yazma, sohbet, konuk ağırlama... Hepsini o masada ko . . .
Devamını Oku >>
Ev Virüs (Covid-19) tehdidiyle birlikte, hayatın çözülmesi zor, dolaşık bir yumak oluşu hakikatiyle bir defa daha yüzleştik. Geçmişte de benzer salgınlarla karşılaştı dünyamız, fakat her şeyi kontrol edebildiğimizi vehmettiğimiz bir anda, kendimize en çok güvendiğimiz bir çağda çaresizliğin acı tadını yudumladık. Modern yaşamın, bu muamma karşısında bize sunduğu imkânlar şimdilik devre dışı kalmış gibi görünüyor. Tekniğin ve bilimin bütün meselelerimizi çözebil . . .
Devamını Oku >>