Edebiyat Ve Hayat Üzerine Birtakım Söylenceler Memnuniyetsizlik, sıkılganlık, bıkkınlık, düzenli tekrarın kişi üzerindeki tahribatı, inziva, kendini arayış... Kişinin doğaya dönüşünün sebepleri arasında sıralayabileceğimiz onlarca maddeden birkaçı. Büyükşehirlerden taşraya göçün moda hâline geldiği bu süper modern zamanlarda Türk ve Dünya edebiyatının da bu duruma kayıtsız kalacağını düşünemezdik. Hepimizin diline pelesenk olmuş şehirden, kalabalıktan, koşuştur . . .
Devamını Oku >>
Yaraların Üzerinde Gezinen Öyküler: Kamburuma Üç SebepŞiirler yazdım, türküler söyledimEn çok birilerini sevdim en çokAynalara sürdüm yüzümü olur olmaz yerdeDişimi çiçeklerle biledimYorgunum diyorsam da inanma, değilimYaşarım daha yıllar yıllarEllerim hep böyle yaramın üstündeAcının tarihini düşerimAhmet ErhanKamburuma Üç Sebep, Recep Kayalı’nın üçüncü kitabı. Öykü ve yazılarını Heceöykü ve Edebiyat Ortamı dergilerinden takip ettiğim, kalemi bereketli bir yazar Kaya . . .
Devamını Oku >>
Zihnimizin Coğrafyasına Yıldız Takan Kitap: Kelime Köken Çocukları bilirsiniz. Meraklarının bir sınırı yoktur. Akıllarına takılan ne varsa bir filozof edasıyla sorgulayıp inciğini cıncığını öğrenmeden bırakmazlar. "Anne bu ne renk?""Tamam kırmızı da neden kırmızı. Neden kırmızı demişler buna?"Öyle ki bu merakları çoğu zaman onları kelimelerin etimolojik yapısına götürür. Zaman geçer, çocuklar büyür. Pek çok çocuk yaş aldıkça dünyayı öğrenmek için büyüttükleri m . . .
Devamını Oku >>
KAYIP HAYATLARIN ANLATISIÖyküyü bir uğraş değil hayatının bütünü olarak gören bir yazar Recep Kayalı. Türk öyküsüne katkı sunmaya devam eden yazarın yeni kitabı “Kamburuma Üç Sebep”, Bilge Kültür-Sanat etiketi ile raflardaki yerini aldı. Eser sekiz öyküden oluşuyor. Yazarın mizah anlayışı ile gerçeklerin acımasızlığı sizi daha ilk öyküden karşılıyor. Kitaba ismini veren “Kamburuma Üç Sebep” eserin ilk öyküsü. Önce yanı başınızdaki gerçekliğin resmiyeti ile tanışıyor . . .
Devamını Oku >>
Kent Yorgunu İnsancıkİmgesel anlatımın güçlü şairlerinden biri olan Arif Ay’ın doksanlı yıllara ait “bir sigara içimi” uzunluğundaki öykülerinden oluşan Saat Yirmi Dörtte Saksafon Dersi, sözcük ekonomisi oldukça iyi ayarlanmış cümlelerden oluşan, akşam vakitlerinde dile gelen “Edward Hopper” tablolarına benzer yalnızlıkları ve mevsimlerin yok olma telaşını kulağımıza fısıldayan hikâyelerden oluşuyor.Öykülerde hayatın şartlarından dolayı beraber yaşamak zorunda kalan . . .
Devamını Oku >>
Prof. Dr. Ercilasun'un diğer çalışması, "Türklük Bilimi Yazıları" ise Türkoloji ile ilgili yazılarının bir araya getirilmesiyle vücut bulmuş. Günümüzde çok tartışılan ve bilen bilmeyen herkesin üzerinde konuştuğu Türk ve Türkçe kavramlarından ne anlaşılması gerektiği bu eserde açık seçik anlatılırken; kavramların tarihî, sosyolojik ve siyasi / hukuki yönleri ayrı ayrı belirtilmektedir. Türkçecilik hareketi ile millî birlik arasındaki bağ da Türkçe kavramının bir uza . . .
Devamını Oku >>
Abdullah Kozanoğlu’nun Tarihi Romanları Üzerine Bir İncelemeTürkler İslamiyet öncesi döneme dayanan sözlü anlatım geleneği içerisinde pek çok destan üretmişler, bu destanlar sayesinde milli bilincini geliştirip tarih sahnesinde her daim yer alma başarısını göstermişlerdir. Zamanla İslamiyet inancını benimseyen Türkler, bu sözlü anlatım ürünlerini yeni inançlarıyla harmanlamayı başarmışlardır. Böylelikle Allah adına yapılan savaşlar gazavatnamelerle tarihe kaydedilmi . . .
Devamını Oku >>
GÜZTam ortasındayız güzün. Şu, içinde hüzünler barındıran sonbahar; kimine göre ömrümüzün son demi, kimine göre ayrılıkların, kırık aşkların mevsimi, hasretin solgun rengi.Romantik bir güz yazgısı yazmak çok isterdim; ama bu güz romantik olamıyorum ne yazık ki… Ne ayvanın sarısı, narın kırmızısı, ne ağaçların “hırka-i tecrid”i ne de “Her sonbahar gelişinde/ Sarı sarı yapraklarda/ Kuru dallar arasında/ Sen gelirsin aklıma” sözlerinin romantik şarkısı.Bir şiirimde: “g . . .
Devamını Oku >>
GECE UZAYINCA Yağmur durmadan yağıyordu. Kent, koyu bir karanlığa gömülmüştü. Sokak lambalarından sızan ışıklar, yağmurda kırılıp sarı, mavi yansımalar oluşturuyordu. Rüzgâr yağmurun doğal yağışını bozuyor, sanki onu bir kamçı gibi camlara, duvarlara çarpıyordu. Şakırtı arada bir hızını yitiriyor, sonra daha güçlü, daha ağır bir balyoz vuruşunu andırıyordu. Sokakta, terkedilmiş kedilerden, köpeklerden başka hiçbir canlı görünmüyordu. Olduğundan da korkunç göste . . .
Devamını Oku >>
ORHAN VELİ Orhan Veli’nin ölümüyle benim doğumum arasında dört yıla yakın bir zaman var. Kısacası, ne görmem mümkündü ne de daha sonrası.Bununla birlikte öyle yakın öyle yakın durur ki bana hayali.İyi bildiğim, iyi tanıdığım bir akrabam gibi. Yalanım varsa gözlerim kör olsun: Bu son yılların Galata Köprüsü üzerine de dikilir Orhan Veli, keyifle seyreder hepimizi. Bir eski İstanbul vardır o sıralarda bir eski İstanbul, seyretmelere doyum olmaz.Gün olur, bir ada . . .
Devamını Oku >>
ABBAS SAYAR(’I NASIL GÖREMEDİK?) Aslında Abbas Sayar’ı yalnızca bir kez de olsa gördüm ve dinledim. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yeni Türk Edebiyatı Bölümündeki öğrencilik yıllarımda, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nda. 1970’li yılların ortaları olmalı. Konu, sanıyorum yapıtlarından birinin artalanı (background’ı) idi. Sakin sakin anlatıyordu: Kurmaca değildi o romanı, o insanlar yanından yöre-sinden insanlardı. Sözgelimi o ihtiyar köylü… Bir iki yıl sonra da bi . . .
Devamını Oku >>
“Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Akıncısı” Zaptiye Ahmet, vefatından 50 yıl sonra hatırlandı. Dursun Gürlek’in hazırladığı eserde fikir, kültür ve sanat adamları, aziz dostlarını anlatıyor. Bazı kahramanlar vardır ki aradan yarım asır sonra da olsa hatırlanır, rahmetle anılır ve hatıraları yeni nesillere aktarılır. Zaptiye Ahmet ismini uzun zamandan beri bilhassa merhum Mehmed Niyazi, rahmetli Mehmed Şevket Eygi ve Üstün İnanç gibi Marmaratör ağabeylerimizin sohbetl . . .
Devamını Oku >>
CEMAL SÜREYA Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesindeki bazı öğrenci olaylarından sonra Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alındık. Kızlı erkekli yüz elliden fazlayız. Herhalde ikinci günün sonundaydı, bizi Mamak Ceza ve Tutukevine kapattılar. Yedinci günde de mahkeme, tutuksuz yargılanmak üzere hepimizi özgür bıraktı. O kısacık, hepi topu bir haftalık sürede neleri özlemiyor ki insan? Belki ceza ve tutukevinde Nâzım Hikmet, Pablo Neruda üzerine sohbetlerimizin de . . .
Devamını Oku >>
EDİP CANSEVER Övünmek gibi olmasın, Edip Cansever’in eski okurlarındanım. Edindiğim ilk kitabı, 1974 basımı “Sonrası Kalır” olmalı...O kitabını da sonrakileri de öyle sevdim ki Ankara’dan İstanbul’a bir geldiğimde koca Kapalıçarşı’yı alt üst ettim; antikacı dükkânını bulacağım da -uzaktan da olsa- göreceğim. Kim bilir bir cesaret bulur, yanına bile gidebilirim. Heyhat! Efendim, eskidendi o, dükkânın yerinde artık yeller esiyor. Hayır, olmadı; dükkân yerinde de . . .
Devamını Oku >>
İsveç’e Bak Osmanlı’yı Gör!İsveçliler "Biz yoksa Türk müyüz?" şüphesine düşmüştü bir ara. Benim kafamdan da "Onlar Türkse biz neyiz?" sorusu geçti. Çünkü eğer biz Türksek İsveçliler kesinlikle Türk değil. Bu çelişkiden kurtulayım istedim. Geçmişe, tarihimize dönmek, zorunda kaldım.Norveç, kuzeyli resmi soğukluğuna ve zenginliğin müstağniliğine sahipti. Yabancıları görmüyormuş gibi bakıyorlar. Tarafsız ve nötr. Ancak İsveç, demokrat, hoşgörülü, kozmopolit bir ülke. H . . .
Devamını Oku >>